Londra hediyeleri bitti, yazıları bitmedi bir türlü değil mi? Bu son yazı veya ondan bir önceki olabilir artık :) Söz konusu Londra olunca 5-10 yazıya sığdırmak kolay değil ne de olsa...
Daha önce yazdığım yazılara hep Londra'da alışveriş yapılabilcecek, ucuz yerleri öğrenmek isteyen sorular aldım. Bunun üzerine nasıl olur da Primark'ı yazmam dedim kendi kendime! Henüz tanışmamış olanlar varsa, Primark ismini unutmamalılar!
Yolda gördüğünüz 3 kişiden 2'sinde torbalarını görebileceğiniz Primark Oxford Street üzerinde. En yakın durak Marble Arch durağı.
Mağazaya vardıktan sonra sizi ciddi bir mücadele bekliyor, buna hazırlıklı olmalısınız :) Primark'ı mağaza haline getirilmiş, geniş bir pazar olarak düşünebilirsiniz! Her şey gerçekten çok ama çok ucuz, özellikle 2 Pound yani 5 TL'den az fiyata satılan basic t-shirtleri tavsiye ederim... Hem kulanışlılar hem de kalite açısından hiç fena sayılmazlar!
Mücadelenin en büyüğü kabin sırasında başlıyor! Bu sıra uzadıkça uzuyor. Gözünüze her güzel gözükeni sepetinize atmamaya çalışın çünkü 8 parçadan fazlası kabinlere alınmıyor, tekrar sıraya girmeniz gerekiyor... Bu yüzden orta yerde kıyafet deneme telaşında insanlar görmeniz de mümkün :) Sırayı kontrol eden, parçaları sayan bir görevli, sizi kabinlere yönlendiren ayrı bir görevli var! Bunu atlattıktan sonra 2. etap da tabii ki kasa sırasında, burayı da aşarsanız gerçekten uygun fiyatlı bir çok kıyafetiniz olabilir :)
Sadece kıyafet mi, mayo, pijama, çorap, aksesuar, denim... neler yok ki bu dev mağazada. Atmosphere markasını yanıyanlarınız vardır, daha önce Beyoğlu iş Merkezi'nde satıldıklarından bahsetmiştim. İşte bu, Primark'ın markası.
Londra yolu düşenler uğramalı ama antremanlı gitmeyi unutmamalılar, iyi alışverişler :)
Londra'da onlarca hatta belki 100'ün üzerinde pazar var! Şehrin hemen her bölgesinde farklı pazarlar kuruluyor, hepsi de farklı günlerde hareketli, cafcaflı oluyor. Bu pazar bolluğundan sizin için 4 tane seçtim, bunların en az ikisini gezmeden dönmek ayıp, ona göre :)
1. Portobello Road Market
Burası tartışmasız Londra'nın en ünlü pazarı! Notting Hill filmini izleyenler burayı hatırlayacaktır! Metroyla Notting Hill Gate durağında indikten sonra Portobello Road'a girip pazara doğru yürüyün. Yol üzerindeki küçük, sevimli evlere bakmak insanı mutlu ediyor resmen :) Bir de yol üzerinde bir sürü küçük butik var! Benim favorim bunlar arasında Appletree Boutique oldu :)
Pazar hariç her gün açık ama en cafcaflı günü Cumartesileri çünkü normal pazara bir de antika pazarı ekleniyor, bazen sokakta yürümek zorlaşıyor :) Vintage, antika seviyorsanız, eski kitaplar, dergiler, plaklar ilginizi çekiyorsa Cumartesi günü bu pazarı kaçırmayın!
2) Old Spitalfields Market
Bu pazar 1876 yılından bu yana kuruluyor! Liverpool street durağında inip biraz yürüyerek rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Üstü kapalı olduğu için hava yağmurluysa bile güzel güzel gezebilirsiniz...
Vintage severler için Old Spitalfields Market'ın ziyaret edilmesi gereken günü ise Perşembe. bu günde kurulan ikinci el pazarı'na vintage elbiseler, takılar ve daha bir sürü şey var! Fakat saat 16.00'da tezgahlarını toplamaya başlayanlar vardı, o yüzden çok geç gitmemek gerek.
Spitalfiels Market aynı zamanda sene boyunca bir sürü etkinlik düzenliyor. kendilerine ait küçük çaplı bir moda haftaları bile var! Gitmeden önce web sayfalarına göz atmakta fayda var!
3) Camden Lock Market
Camden Town, bu defa gidemediğim ve aklımda kalan yerlerden biri oldu, bir dahaki sefere mutlaka gidilecek yerler listemde bekliyor :)
Bu bölge punk dükkanları, heavy metal aksesuarları, dövme atölyeleriyle alternatif, eğlenceli bir yer ve çok farklı olduğu kesin! Camden Lock Market ise haftasonları çok hareketli ve 100.000 üzerinde ziyaretçi gidiyormuş, zaten Londra'nın en çok ilgi gören 4. yeriymiş! O kadar popülermiş ki Pazar günleri Camden Town metro durağından pazara özel giriş varmış. Eh gitmemek olur mu hiç? :)
4) Brick Lane Market
Brick Lane ve Shoreditch Londra'nın şu aralar popüler bölgeleri! Brick Lane Market sadece Pazar günleri ve 08.00'den 14.00'e kadar açık o yüzden Pazar rehavetine kapılmadan yola düşmek lazım!
Burada, sayamıyorum çünkü her şey ama her şey var! Fakat Londra vintage cenneti ise burası da vintage'ın tapınağıymış, öyle diyorlar! Sanat öğrencileri sık sık fotoğraf çekmek için buraya gelirmiş ve tabi sokak modası bloggerları da! Diğer pazarlara göre daha az turist olduğu için Londoner'lar arasında daha da popüler, benden söylemesi :)
(foto: news.com.au)
En yakın metro durağı Aldgate, Aldgate east ve Liverpool Street
Londra'dan hediyeler festivali'nin ilk hediyesi sahibini buldu! Pazartesi gününden bu yana blogspot'un tüm teknik aksaklıklarına rağmen yorum üstüne yorum geldi, bu güzelim çantaya benim gibi herkes bayıldı :) ve sonunda kazanan belli oldu!
Şanslı, random.org aracılığıyla belirlendi ve bu harika çanta 49 numaralı yorumun sahibi Masum Kedi'nin oldu! Tebrik ediyorum ve güzel günlerde kullanmasını diliyorum :) Masum kedi bana lütfen adresini mail atar mısın?
Unutmayın önümüzdeki Pazartesi yeni hediyeler burada olacak! İpucu vermekten kendimi alamayacağım :) Bu sefer hediyeler Topshop'ın yeni çıkardığı makyaj serisinden! Topshop, Oxford Street mağazasından geliyorlar, Pazartesi burada sizi bekliyor olacaklar :)
İşte İngilizlerin en sevdiği ve sahiplendiği department store'lardan biri, Liberty of London! Bir ingiliz klasiği!
Regent Street üzerinde daha önce bahsettiğim COS mağazasının arasından girer girmez ahşap dekorlu binasıyla dikkatinizi çekecek. 4 katlı oldukça büyük bir mağaza! Tavsiyem en üst kattan başlayarak merdivenle inerek gezmeniz... En üst katta bulunan dekorasyon bölümü çok çok başarılı, insan oradaki her şeyi alıp evine götürmek istiyor :)
Bu fotoğrafta bir halı mağazası imajı var ama öyle değil, gerçekten :) Balmain, McQueen, Donna Karan, Vivienne Westwood, Stella McCartney, Twenty8Twelve ve tabii ki Burberry bulabileceğiniz markalar arasında... Mağaza ortasında 4-5 mankenden oluşan düzenlemede tamamen Erdem kıyafetleri kullanıldığını görmek de çok hoştu!
Ayrıca ünlü tasarımcıların vintage koleksiyonlarının bulunduğu ayrı bir bölüm var, vintage severlere duyurulur :) Bir de genişçe bir gelinlik bölümü olduğu da dikkatimden kaçmadı! Karl Lagerfeld, Christian Lacroix tasarımı gelinlikler bile vardı!!!
Ayrıca dikiş meraklısı iseniz inanılmaz güzellikte kumaşlar ve binbir çeşit dikiş malzemesi satılan bölüme de mutlaka uğramalısınız, benden söylemesi!
Kimilerine göre fazla klasik, demode hatta! Ama Liberty of London bu imajı kırmak için elinden geleni yapıyor. Markalarla işbirliği yapmayı çok seviyor mesela! MAC'in Liberty of London için yaptığı makyaj serisini hatırlayanlarınız olacaktır, Manolo Blahnik'in onlar için tasarladığı ayakkabıları da... Şimdi ise ünlü concept store Corso Como'nun hazırladığı koleksiyon ve Nicholas Kirkwood'un bu yaz için dizayn ettiği ayakkabılar mağazalarında...
Liberty turunuzu tamamladıktan sonra size tavsiyem arkasındaki kendinizi arka sokaklara atmanız! Özellikle Carnaby Street, trafiğe kapalı, değişik butikleriyle gezmesi pek keyifli bir cadde!
Dedim ya, Londra'da gezerken, güzelim havada parklarda keyif yaparken sizi unutmadım ve elim dolu geldim! Size bir sürü hediye getirdim! :)
Style Tricks'in 1. yılı çoktaan doldu ama hiç bir kutlama yapamadım, fazlaca gecikmiş olmanın da etkisiyle sadece 1 değil 3 hediye ile kendimi affettirmeye çalışacağım! Bundan sonra 3 hafta boyunca Pazartesi günleri Style Tricks'de sizi yeni hediyeler bekliyor olacak, Perşembe günleri ise hediyeler sahibini bulacak!
Urban Outfitters benim en sevdiğim mağazalardan! Hiç bir şey almasam bile mutlaka girmeliyim, didik didik etmeliyim! :) Size bu güzelim kırmızı vintage esintili ama pek kokoş çantayı getirdim! Gece çıkarken takın, gündüz takın, ister yandan, ister çapraz asın, her halukarda süpper olacaksınız şüphe yok :)
Kırmızı olsun 5 kuruş fazla olsun diyenlerdenseniz işte kazanmak için yapmanız gerekenler,
1. Blogumun izleyicisi olmak (izle butonuna basarak google, yahoo ve twitter hesaplarınızla kolaylıkla izleyici olabilirsiniz)
2. 08 Temmuz Perşembe günü saat 13:00'e kadar bu yazıya bir adet yorum bırakmak
Kazananı random.org belirleyecek, o zamana kadar Buckhingam Sarayı muhafızları ona gözü gibi bakacak! Bol şans :)
Londra postlarından baymış olma ihtimaliniz yüksek ama az kaldı, hem Londra'ya gideceğiniz zaman 'ne iyi yapmış da yazmış' diyeceksiniz benim için :)
Hızlıca İngiltere'ye gittiğinizde bakmanız gereken 3 mağazayı sıralıyorum,
1. COS
COS, H&M'in bir üst segment mağazası! Zara'nın Massimo Dutti'si gibi düşünebilirsiniz. Çok ilginçtir ki H&M'in anavatanı İsveç'te bile mağazaları yok! Regent street üserindeki mağazaları oldukça güzel.
Mağazadan girdiğinizde her şey çok klasikmiş gibi görünebilir ama detaya indiğinizde bir çok trendin minimalist bir şekilde yorumlandığını görebilirsiniz.
2. Reiss
Kalitesi oldukça yüksek, fiyatları çok uygun olmasa da kalitesine göre kesinlikle uygun bir marka. Londra'nın dört bir yanında var, kesinlikle bakmaya değer...
Tarzıyla diğerlerinden kesinlikle farklı, bohem şık/spor tarzında bir marka. Mağazaları inanılmaz keyifli, özellikle çalışanların tarzı dikkatinizi çekecek, hepsi birbirinden stil sahibi :)
Biz oradayken tüm mağaza ve vitrinleri eski dikiş makineleriyle süslenmişti, çok beğendim! buraya bakmadan sakın gelmeyin :)
Londra'da gittiğim bir diğer sergi de Maison Martin Margiela'nın 20. yılını kutlayan sergiydi.
Bilmeyenler için özet geçeyim, Belçikalı tasarımcı Martin Margiela, Antwerp Royal Academy of Fine Arts'tan 1980 yılında mezun olmuş. Jean Paul Gaultier için çalıştıktan sonra Hermes'in kadın koleksiyonunun başına geçmiş ve daha sonra kendi adını taşıyan markasını kurmuş.
Maison Martin Margiela(MMM) her zaman sıradışı işlere imza atmış ve en ilginç kısmı modacı hiçbir zaman basında yer almamış, roportaj vermemiş hatta defilelerin sonunda dahi podyuma çıkmamış!
Sergi, MMM'nin sadece 20 yıl boyunca yaptığı ikonik tasarımları değil, aynı zamanda bu tasarımların arkasındaki konseptleri de anlatan, insanın ufkunu açan bir sergiydi!
MMM aslında 20. yılını 2009 İlkbahar/Yaz defilesiyle kutladı hem de defilenin sonunda podyuma çıkan bu pastayla! Pastanın kendisi de sergide vardı!
MMM'nın en ikonik parçalarından biri Japonlardan etkilenerek dizayn ettiği Tabi ayakkabılar,
Sergiyi de bu Tabi izlerini takip ederek buluyorsunuz, benim gibi :)
MMM'nın birçok defilesinde mankenlerin yüzleri kapalı idi, amaç tüm ilgiyi kıyafete çekmek!
MMM bir çok ilke imza atmış, eski kıyafetleri yeniden yaratarak yaptıkları tasarımlar, özellikle omuzlarda denedikleri farklı formlar bunlardan bazıları. Ayrıca boyama, MMM için önemli tasarım araçlarından biri. Ayakkabı, ceket, gömlek gibi bir çok kıyafet beyaza boyanmış! Buna ilham veren fikir ise zamanla boyaların dökülüp giysilerin kendi renklerinin ortaya çıkacak olması ve geçmişten hiç bir zaman kaçılamayacağı gerçeği!
Ünlü kırmızı İngiliz telefon kulübesi bile beyaza boyanmış, zaten sergide de heryer bembeyazdı!
Markanın en büyük imzalarından biri de beyaz dört tarafından beyaz dikişlerle tutturulmuş etiketi. 4 tarafındaki beyaz dikiş çoğu zaman dışarıdan da görülebiliyor.
Markayla ilgili hemen hemen her şey çok ilginç ama bana en ilginç gelen şeylerden biri mağazalarıyla ilgili! MMM'nın mağazaları hiç bir zaman ünlü alışveriş caddelerinde veya merkezlerinde açılmıyor. Her zaman müşterilerin biraz çaba sarf ederek özel olarak gideceği yerlerde yer alıyor. Bu politikasıyla MMM aslında tüm pazarlama kullarını alt üst etmiş bence!
Maison Martin Margiela'nın en ikonik parçalarından oluşan bölümden bir fotoğraf, en sağdaki beyaz önlük MMM çalışanlarının her zaman giydiği Blouse Blanche adı verilen önlük. Bunu özel günlerde tüm çalışanlar giyiyor ve takım ruhunu desteklediğine inanıyorlar...
Sergi girişinde sizi karşılayan, MMM çalışanlarının fotoğraflarından uyarlanarak yapılmış strafor heykel,
MMM, 1996 yılından bu yana koleksiyonlarında fotografik baskılar kullanmış. Aşağıdaki ise 2009 İlkbahar/Yaz koleksiyonundan bir örnek,
Martin Margiela'nın en büyük özelliklerinden biri de kesim ve kalıpta çok büyük bir usta olması! Sergide üretim aşamalarıyla ilgili de bir sürü şey vardı.
MMM, koleksiyonunda AIDS'le mücadeleyi vurgulayan t-shirtler de bulunuyor. Bir tanesinin baskısında şunlar yazıyor.
'There is more action to be done to fight AIDS than to wear this t-shirt but it's a good start'
'AIDS'le savaşmak için bu tişörtü giymekten yapılabilecek daha iyi şeyler var ama bu da iyi bir başlangıç'
Serginin son bölümünde de defile videolarının ve farklı çekimlerin gösterildiği bir bölüm vardı, burda aynı zamanda MMM'nın uzun süredir müşterisi olan 3 kişinin kendi stylingleri ile yaptığı çekimler vardı... Bence oldukça güzel düşünülmüş!
Serginin konsepti de MMM kadar ilgi çekici ve orjinaldi! Moda dünyasında farklı bir duruş sergilemiş ve bir sürü şey kazandırmış bu sergiyi gezmekten çok mutlu oldum :) Bu arada sergi, Londra Moda Haftası'nın da yapıldığı Somerset House'daydı. Ortada bulunan avluda yerden fışkıran sularla oynayan bir sürü çocuk pek güzel bir manzara oluşturuyordu :) Sergi 5 Eylül'e kadar devam edecek...
Modaya aşığım, Londra'dayım ve tek bir mağazaya gitme hakkım var hangisine gideyim? diye sorarsanız, size cevabım kesinlikle Dover Street Market olur! Alışveriş yapmak için değil belki ama kesinlikle görmek için!
İsmindeki 'Market' sizi yanıltmasın, bir pazarla karşılaşmayı beklemeyin :) Burası Comme des Garçons'un ünlü konsept mağazası. Paris'teki Colette'den bahsetmiştim daha önce, burası Londra'nın Colette'i olarak görülüyor, kimileri Dover Street Market'ı daha çok seviyor, kimileri Colette'i!
Sadece Comme des Garçons tasarımları yok, 50'den fazla tasarımcının kıyafetleri, aksesuarları, ayakkabıları var! Erdem, Hussein Chalayan, YSL, Lanvin, Giambatista Valli, aklınıza kim geliyorsa... bu kadar da değil, kitap, cd, parfüm, neler neler! Mağazayı en özel kılan şey ise dekoru, yerleşimi, atmosferi! Dekorasyonun ilgi çekiciliği ve tasarımların muhteşemliği bir arada başınızı döndürmeye yertiyor da artıyor bile :)
Comme des Garçons'un yaratıcısı Rei Kawakubo, mağazayı yaratırken farklı tasarımlarım güzel bir kaos içerisinde birbirleriyle etkileşim halinde olacakları bir mağaza yaratmayı hedeflediğini söylemiş, bence bunu kesinlikle başarmış. Kendi web sayfalarından size ortamı özetleyecek bazı fotoğraflar koydum, bakın bakalım siz ne düşüneceksiniz :)
Mağazanın en önem verilen ve herkesçe takip edilen yerlerinden biri vitrini fakat biz gittiğimizde indirim olduğu için vitrin bomboştu. En üst katta bulunan kafenin tatlıları ve çayları da oldukça meşhur!
En yakın metro durağı Green Park, buradan Dover Street'e yürüyerek 5 dakika içinde ulaşabilirsiniz.
Londra'yı anlatıp da Harrods'dan bahsetmemek olmaz! Burası dünyanın tartışmasız en ünlü department store'u! Sadece alışveriş yapma amaçlı değil, turistik amaçlı da gidilen dev bir mağaza. Turist ziyaretlerinde ünlü saat kulesi Big Ben'le bile yarıştığı söyleniyor!
2000 m2 büyüklüğündeki bu mağazada aklınıza gelebilecek tüm lüks markalar var. Kadın, erkek, aksesuar, kozmetik, parfüm, yemek, şarap, çay, hediyelik, havlu, çarşaf, neler var neler... Sadece pahalı şeyler var diye düşünmeyin, 4.katta bulunan Way in trendy fashion bölümünde Miss Sixty, Warehouse, All Saints gibi markalara bakarak normal fiyatlar ödeyerek eliniz dolu ayrılabilirsiniz.
Biz oradayken 50% indirim vardı, özellikle kozmetik ve parfüm bölümü uğramaya değerdi zira içeride yaşanan mücadeleden de bunu anlamak mümkündü :) Güneş gözlüklerinin bulunduğu kısımda da her şey kapanın elinde kalıyordu! Ben de kendime Marc by Marc Jacobs bir güneş gözlüğü kaptım :)
En alt katta bulunan hediyelik bölümüne kesinlikle uğramalısınız. Harrods çayları, bisküvileri güzel kutularıyla hediye almak için ideal. Hem keyifli hem hesaplı.
Yemek bölümleri de kesinlikle bakmaya değer, aç olmasanız bile iştahınız açılacak emin olun. Hava güzelse buradan aldığınız yiyecekleri paketletip Hyde Park'a giderek çimlerin üzerinde yayılarak yiyebilirsiniz!
Ünlü Harrods ayısı, 1900 Pound verirseniz sizin olabilir :)
İnanması güç ama 1834'te küçücük bir çay dükkanı olarak kurulmuş mağaza, zamanla büyüyerek ve defalarca el değiştirerek bugünkü halini almış. Muhammed El fayed geçtiğimiz ay 1.5 Milyar Pound'a Harrods'ı Katar Holding'e satmış. Muhammed El Fayed, biliyorsunuz Lady Diana ile trafik kazasında hayatını kaybeden sevgilisi Dodi El Fayed'in babası. El Fayed, Diana ve Dodi için bir anma köşesi oluşturmuş. Bir de herkesin yazabileceği anı defteri var, deftere notunuzu bırakırken daha önce yazılmş notlara da göz atmadan ayrılmayın, ilginç şeyler okuyacağınıza bahse girerim!
Ben indirimde bile 2000 Pound'a düşmüş Matthew Williamson elbiselerin arasında kaybolmuşken eşim de çaktırmadan (İngilizler pek kızar böyle şeylere :) bu fotoğrafları çekmiş sizin için, koymamak olmaz :)
Harrods ile ilgili bazı eğlenceli bilgiler,
Yoğun bir günde mağazayı 100.000'den fazla kişi ziyaret ediyormuş!
İlk yürüyen merdiven 1898'de Harrods'da kullanılmış!
1927'de Harrods'ın sahibi ile Selfridges'ın sahibi kimin daha çok kar elde edeceği ile ilgili iddiaya girmiş. Selfridges kaybetmiş, bunun anısına Harrods'a hediye ettiği gümüş plaket halen alt katta sergileniyormuş.
Harrods daha önce bir defa 62,000 Pound değerinde safir ve elmas taşlarla süslenmiş ayakkabıyı koruması için Mısır'da kobra yılanı getirtmiş!!!
Londra'da radarıma takılan ve mağazasında keyifle zıp zıp gezdiğim bir marka oldu, Jack Wills! Yolunuz düşer de sokaklarda pembe lacivert çizgili poşetlerle dolaşan insanlar görürseniz onların, Jack Wills'ten çıkmış zevkli insanlar olduğunu anlayabilirsiniz!
Ben mağazaya girer girmez Urban Outfitters'a benzettim, genelde Abercrombie & Fitch'in İngiliz versiyonu diyor herkes ama kendileri çok kızarmış! Tamamiyle İngiliz tarzını yansıtmak gibi bir vizyonları varmış!
Alabildiğine sweat shirt, eşofman ve çok sayıda farklı spor ayakkabı bulabilirsiniz mağazada ama kızlar için kabarık etekler, elbiseler bulmak da mümkün ama hepsi spor kumaşlardan. Özellikle erkek koleksiyonlarını oldukça başarılı buldum, ilgilenenlere duyurulur!
Üç katlı mağazanın dekorasyonu da inanılmaz eğlenceliydi. En alt katında kocaman bir araba, rahat koltuklar, sıra sıra Mac bilgisayarlar ve ücretsiz internet, en üst katta banyo temalı eğlenceli dekorlar... Hiç bir şey almasanız da gezmesi oldukça keyifli bir mağaza!
Keşke Türkiye'de de olsa ama maalesef sadece İngiltere, İrlanda ve Amerika'da mağazaları var o yüzden buralara giderseniz kaçırmayın!
Dünya onu önce Hollywood yıldızı olarak tanıdı, 5 yılda 11 film çekti, Country Girl filmindeki rolüyle Oscar kazandı! Son filmlerinden birinde prenses rolündeydi, sonra film gerçek oldu, 26 yaşında Cannes Film Festivali'nde Monaco Prensi Rainier ile tanıştı, 27 yaşında evlendi, Monaco Prensesi oldu! MGM'in çektiği son filmi ise kendi düğünü oldu!
8 günlük gemi yolculuğuyla New York'tan Monaco'ya giderken yanında 60 tane valiz ve güvertede onu karşılamayı bekleyen 50.000 kişi vardı!
Tüm bunları yaparken en çok da tarzıyla, kıyafetleriyle, aksesuarlarıyla konuşuldu! Kullanmayı çok sevdiği Hermes Kelly çanta ismini onun adından aldı, aktrisken de moda dünyası stilinden çok etkilendi, High Society filminde giydiği pembe ikili seti bulmak için insanlar Londra'daki tüm mağazaları aradı! Prenses olduktan sonra bu etki daha da arttı. Evlendiği sene tüm Haute Couture koleksiyonları ondan ilham almıştı! Grace Kelly stili bir ikon haline geldi, Madonna hatta Mika şarkılarına konu oldu, Kate Winslet, Gwyneth Paltrow, Sarah Jessica Parker bile onu taklit etti...
Londra Victroria & Albert Museum'da Grace Kelly Style Icon isimli sergide, filmlerinde ve özel hayatında giydiği kıyafetlerin, aksesuarların bulunduğu sergiye gitme şansım oldu! Bu, Londra'da en bayıldığım aktivitelerden biriydi, çok beğendim! Geçmişten kendi ikonunu seç deseler ben hep Audrey Hepburn'u seçerim ama bu sergiden sonra Grace Kelly'e olan sevgim ve sempatim oldukça arttı :)
Sergide, giydiği kıyafetlerin kendilerini ve bu kıyafetlerle çekilmiş fotoğraflarını görmek, aynı zamanda nerelerde giydiğini öğrenmek inanılmaz keyifliydi! Kendinizi Grace Kelly'nin dünyasında, gardrobunda buluveriyordunuz adeta! Zaten özellikle çok önemli anlara tanıklık eden elbiseleri seçilmiş... Filmlerinin en önemli sahnelerinde giydiği kıyafetler, prenses olduktan sonra önemli ülke ziyaretlerinde, davetlerde giydiği zevkli elbiseler... Hepsi de birbirinden güzel ve gerçekten o kadar zamansız ki, bugün bile giymekten sonsuz zevk alınabilecek klasiklikte!
Paris ziyareti sırasında giydiği Balenciaga elbise ve ceket,
Jackie ve John F. Kennedy'i karşılarken giydiği yeşil Givenchy elbise ve modern türbanı,
Londra ziyaretinde giydiği Yves Saint Laurent elbise,
En çok beğendiklerimden biri ise Madame Gres tarafından hazırlanmış bu elbise idi,
Elbiselerinin çoğu ince belli, ince kemerli Christian Dior'un New Look akımının şahane elbiseleri idi. Zaten en sevdiği ve tercih ettiği marka Christian Dior, öyle ki elbiselerini markanın tasarımcısı Bohan'ın skeçlerinden birlikte seçiyorlar ve Onun için özel olarak hazırlanıyor! Prenses olmak böyle bir şey olsa gerek :)
Grace Kelly'nin gelinliğinin de tasarımını yapan Helen Rose'a ait bir çizim,
Sevdiği ve giydiği diğer tasarımcılar arasında Balenciaga, Givenchy, Yves Saint Laurent ve Chanel de var!
Dikkatimi çeken ve hoşuma giden şeylerden biri prenses olduktan sonra dahi kıyafetlerini birden fazla ve farklı yerlere giymesiydi! Şimdiki celebrity dünyası ile karşılaştırınca bir prenses için oldukça mütevazı bir hareket gibi geliyor değil mi? Ayakkabılarını dahi klasik ve bir çok elbiseyle uyabilecek modellerden seçermiş...
Tarzının en belirgin yanlarından biri de beyaz eldivenleri! Bir çok kıyafetini tamamladığı bu güzelim eldivenler de sergide vardı...
Grace Kelly'nin bir çok fotoğrafında gözlük taktığını görebilirsiniz, asıl sebep gözlük kullanmayı sevmesi değil, gözlerinin bozuk olması imiş. Farklı modellerde gözlükler kullanarak bunu silinin bir parçası haline getirmeyi başarmış gerçekten ve bu gözlüklerin hepsini sergide de görmek gerçekten harikaydı,
Mücevherleri, prenses tacı ve takıları ise kelimelerle anlatılmaz sanırım :) Tüm mücevherlerini Van Cleef & Arpels hazırlıyormuş o dönem, zaten serginin sponsoru da onlar olmuş...
Grace Kelly tarzının en belirgin özelliklerinden biri ise hala taklit edilen saç modelleri! Sergide tüm saç modellerinin çizimleri vardı! Ünlü kuaförü Alexandre katlacağı davetlerde yapacağı saç modellerini önce prenses için çizermiş! Gündüzleri daha sade modeller, gece ise ek saçlarla daha gösterişli modelleri tercih eden prenses gerçekten her zaman asil ve güzel...
Serginin beni en kalbimden vuran kısmı ise Grace Kelly'nin kendine ait Hermes Kelly çantayı görmek oldu! Kullanmayı çok sevdiği taba rengi çanta üzerinde çiziklerle ama hala çok güzel bir şekilde orada duruyordu... Sergide fotograf çekmek tabii ki yasaktı ama bir fotoğraf çekme hakkı verseler kesinlikle o çantayı çekerdim... :)
Grace Kelly çoğunlukla çok sade bir tarzı olmasına rağmen aslında çok gösterişli seçimler de yapmış zaman zaman ama bu gösteriş hiç bir zaman onun gölgesinde kalmamış. Kendi güzelliği her zaman ön planda olmuş! Klasiğe olan sevgisi hiçbir zaman bitmemiş, 'Simplicity' onun tarzını en iyi anlatan tarif olmuş her zaman.
Grace Kelly'den stil anlayışına dair bazı inciler:
'I think it's important to see the person first, clothes afterwards.'
'I have to choose simple clothes because when I wear too dramatic, I seem to get lost.'
'I just buy clothes when they take my eye and I wear them for years.'
Evlenmeden uzun zaman önce birlikte olduğu ünlü tasarımcı Oleg Cassini ise onun için şöyle demiş,
'Loyal to her clothes the way she was to old friends.'
Sergi, Londra Victoria & Albert Museum'da 26 Eylül'e kadar devam ediyor. Yolunuz Londra'dan geçerse mutlaka 1-2 saatinizi ayırmalısınız. Serginin sonundaki gift shop'ta sergiye gelmiş yaşlı teyzelerle sohbet etmeli, kendinize bir Grace Kelly filmi hediye etmelisiniz. Benim kadar şanslıysanız müzenin bahçesinde çimlere yayılıp sandviçinizi yiyerek mutlu ve ilham dolu bir şekilde oradan ayrılmalısınız :)
Bu kadar ısrar, fotoğraf, anlatım yetmedi mi o zaman Reuters'in sergi ile yaptığı haberi de izlemenizi tavsiye ederim,