What Ully reads/watches etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
What Ully reads/watches etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Proenza Schouler ve defilelerinin 1 gün öncesi!

Proenza Schouler defilesinden 24 saat önce neler olduğunu anlatan belgeseli izledim az önce. Daha önce sizlere Sonia Rykiel ve Jean Paul Gaultier defilelerinin öncesini anlatan filmleri anlatmıştım. Bu dvd serisini gerçekten çok sevdim, son 1 tane kaldı, o da Karl Lagerfeld'e ait! Ustayı sona sakladım :)

Tasarımlarını çok beğendiğim ama tasarımcılarını çok da iyi tanımadığım Proenza Schouler'ı daha yakından tanıdım. Bu arada Proenza Schouler'ın telaffuzu nasıl diye insan düşünmeden edemiyor, zaten belgeselde de bundan bahsediliyor. Türkçe okunuşunu yazarak size yardımcı olmaya çalışacağım :) Puroenza Sukulır :)

Markanın 2 tasarımcısı Lazaro Hernandez ve Jack McCollaugh Parsons'da moda tasarımı okumuşlar, ilk sınıftan itibaren hiç ayrılmamışlar. Bitirme koleksiyonlarını da birlikte hazırlamak istemişler, Parsons'da ilk defa böyle birşey kabul edilmiş.  Zaten mezuniyet koleksiyonları inanılmaz başarılı olmuş ve Barney's bu koleksiyon için sipariş vermiş! Üretimi nasıl yaptıracaklarını şaşırmışlar çünkü kumaşlar Lazaro'nun daha önce yanında staj yaptığı Michael Kors'un hediyesiymiş! Jack'in staj yaptığı Marc Jacobs'ın çalıştığı fabrikalarla anlaşarak üretimi yaptırmışlar ve daha sonra ürünleri Amerikan Vogue'da çıkmış. Dergide onların koleksiyonuna ait bir etek McQueen bir üstle kullanılmış örneğin ve bu onları tabii ki çok mutlu etmiş! Başarılı serüvenleri de bu şekilde başlamış...


Bu arada Proenza Schouler, Jack ve Lazaro'nun annelerinin kızlık soyadlarından doğmuş! Annelerini de çekmişlerdi belgeselde ve doğal olarak çok gururlulardı :)

Belgeselde Proenza Schouler'ın 2009 Sonbahar Kış koleksiyonunun defile hazırlıklarını anlatıyordu. Bir önceki koleksiyonları (ilk defa!) çok iyi eleştiriler almamıştı, o yüzden pek stresliydiler. Son dakikada birçok değişiklik yapmaya karar vermişlerdi o yüzden gayet hummalı bir çalışma vardı yeni ofis ve atölyelerinde! Örneğin çanta ve kemerlerin renklerini değiştirmeye karar verdikleri için İtalya'dan gelen bir grup bunları boyayıp kurutmakla meşguldu :)

İkilinin tüm eğitim hayatı birlikte geçtiği için birçok açıdan birbirlerini çok iyi anladıklarını söylüyorlar. Çizimleri bile birbirine çok benziyor, sadece çalışanları ayırabiliyor. Çok titiz çalışıyorlar ve anlaşamadıkları bir şey olduğunda provalar çok uzun sürebiliyor. Örneğin aşağıdaki elbisenin içine tişört giyilip giyilmemesi gerektiğini, kemer olmalı mı olmamalı mı diye uzunca bir süre tartıştılar :)


Koleksiyon hazırlıklarını büyük markalara göre çok daha önceden tamamlamaları gerektiğini anlatıyorlar. Sebebi kumaş üreticilerinin çok adette sipariş veren firmalara öncelik vermesiymiş ama bunun için de ''şimdilik'' diyorlar... Bu arada Valentino grubu geçtiğimiz yıllarda markanın % 45'ini satın almış...

Markanın çanta ve ayakkabıları da bence çok başarılı! 2009 Sonbahar Kış koleksiyonundaki bu çanta da en önemli parçalardan biriydi. Önceki gün bu çantayı boyayıp kurutmak için oldukça emek sarfettiler :)


Yine bir önceki şovda bazı ayakkabıların topukları kırıldığı için onun gerginliğini de yaşıyorlar. Provalar sırasında bir mankenin ayağına uygun ayakkabı kalmadığı için 2 numara küçük gelen ayakkabıya kızın ayağını sokmaya çalışmaları da izlemeye değerdi doğrusu :)

Defileye 3 saat kala sonunda atölyeyi terkedebiliyorlar. Şovun gerçekleşeceği galeriye gittiklerinde güvenlik görevlisi ikiliyi tanımıyor ve gidip kayıt yaptırmalarını istiyor. Güvenlik görevlisini onların şovu olduğuna ikna edip içeriye giriyorlar :)

Defilenin başlamasına 20 dakika kala aşağıdaki elbisenin bel kısmını söküp baştan dikiyorlar! Benim karnıma ağrılar girdi o bölümü izlerken :) derken Anna Wintour, kızıyla birlikte koleksiyonu görmek için backstage'e geliyor. Tasarımları çok beğenmesi Jack ve Lazaro'yu rahatlatıyor ama giderken Marc Jacobs'ın defilesine 5 dakika erken başladığını, onların da geç kalmaması gerektiğini söylemesi ayrı bir stres kaynağı oluyor! :)


Sonuç olarak tabii ki şov çok başarılı bir şekilde tamamlanıyor ve koleksiyon çok beğeniliyor...

Proenza Schouler'ın tarzı Amerikan ama asla klasik değil. Klasik değil ama klas ve kesinlikle çok modern ve havalı. Markayı en çok tercih eden ünlülerin de yeni nesil moda ikonları olmasına şaşmamak gerek!

En çok hoşuma giden şeylerden biri de o kadar koşturmaca ve stres arasında gülmeyi unutmamaları oldu. Esprileriyle her şeyi daha da kolaylaştırdılar sanki...

Sonunda: Sex and The City 2!


Sonunda Sex and the City 2'yi izleyebildim! Gidebilene kadar filmle ilgili hiçbir yorumu özellikle okumadım, dinlemedim. Hepsinden kaçtım ve işte sonunda benim yorumlarım,

Sex and the City dizisinin her bölümünü çok severek izleyen, ilk filme bayılan biri olarak bunu maalesef o kadar sevdiğimi söyleyemeyeceğim...

Her şeyden önce bence filmde olan olaylar, hikaye gayet basit kalmış. Dizide olduğu gibi, kızların arasında yapılan ve insanı düşündüren sohbetlerden eser yoktu.  Ayrıca karakterlerin bir çoğu zayıflatılmıştı. Film, Sex and The City'nin karakterleri ve olayları üzerine değil, tamamen gösteriş, şaşaa, güzellik üzerine kurulmuştu. Filmdeki güzellikleri izlemek kesinlikle çok keyifli ama bunları güzel bir hikayeyle izlemek daha da keyifli olurdu eminim.

Kıyafetlerin hakkını verelim, çoğu birbirinden güzeldi ama en beğendiğim Miranda'nın Stanford ve Anthony'nin düğününde giydiği siyah elbise oldu. Zaten film boyunca dörtlüden en beğendiğim de yine Miranda oldu! İlk filmde de çok başarılıydı ama bunda, hem kıyafetleri hem güzelliğiyle kesinlikle tavan yapmıştı. Samantha'nın da hakkını yiyemem, o da çok seksi ve hoştu. Carrie ve Charlotte'u ise çirkinleşmiş buldum.

Abu Dhabi'de çekilen kısımlar başta iyi hoştu ama son kısımlarda çok gereksiz konuları gereksiz şekilde işlemeleri inanılmaz sıkıcıydı. Sanki Sex and The City değil de başka bir film izliyor gibiydim. O kısımlarda SATC ruhunu kesinlikle kaybettiklerini düşünüyorum. Carrie'nin 2 saat peçeli kadının nasıl patates kızartması yediğini izlemesi, Samantha'nın spice market'ta çantasının saçılması üzerine olanlar bence oldukça anlamsızdı...

Peki tamam yeter bu kadar eleştiri, son olarak en çok güldüğüm iki sahneden bahsetmek istiyorum. Birincisi kızların yaptığı karooke sonunda Samantha'nın Danimarka'lı yakışıklıya (ama ne yakışıklı :) "I am a womaaan, I sit at that tablee" diye şarkı söylemesi :)) İkincisi de Charlotte'un Miranda'ya dadıyla Henry'nin birlikte olma endişesinden bahsederken dadıyı kaybetmekten korktugunu utanarak anlatmasıydı :)

Valentino: The Last Emperor!

valentino-the-last-emperor

Modayla ilgili film, belgesel ne varsa izlemeyi çok sevdiğimi sanırım artık biliyorsunuz :) Son olarak Valentino: The Last Emperor'u izledim, sıra geldi anlatmaya :)

Belgeselde Valentino markası nasıl doğdu, zaman içinde neler oldu açıklıkla anlatıyor. Valentino isminin neden güzellik ve cazibeyle, kırmızı halı ve ünlülerle anıldığını görmek için de şahane bir yapıt olmuş!

Valentino'nun yine kendi ismiyle kurduğu ilk şirketin battığını biliyor muydunuz? Daha sonra bir cafe'de tanıştığı ve 50 yıldan fazladır hem hayat arkadaşı hem ortağı olan Giancarlo Giametti ile tekrar modaevini kuruyorlar! Valentino'nun ilk patlaması Jackie Kennedy'i giydirmesi ile başlıyor! Jackie Kennedy ile ölümsüzleşen bu modelin çizimine bakar mısınız,

son2

Ardından o dönemde hazırladığı bembeyaz koleksiyon çok beğeniliyor! Time, Life gibi dergilerde yayınlanıyor ve ondan sonra kimse tutamıyor Valentino'yu!

Filmin en keyifli sahneleri Valentino ve Giancarlo arasındaki dialoglardı bence! Valentino çok daha duygusal, çoğu zaman inatçı, İtalyan kültürüne yakışacak derecede ateşli! Gaincarlo ise daha sakin ve sabırlı. Zaten filmde ikilinin ilişkisi ana temalardan biri. Gerçekten de hayran olmamak elde değil! 50 seneden uzun süredir hem sevgili, hem iş ortağı olabilmek ve böyle başarılara imza atmak kolay iş değil! Aşağıdaki fotoğraflarına bakmak, ilişkilerinin ne kadar eski olduğunu anlamak için yeterli sanırım :)

Markanın bu kadar başarılı olmasında Giancarlo'nun çok büyük katkısı olduğu da sıkça söyleniyor. Valentino da Fransa'da aldığı Legion D'onour ödülünü kabul ederken konuşmasının yarısını Giancarlo'ya teşekküre ayırıyor! Sonunda kendisi de ağlayarak...

son

Valentino, belgeselde modaya olan ilgisinin nasıl başladığını da anlatıyor. Küçükken izlediği filmlerden, okuduğu dergilerden ne kadar etkilendiğinden bahsediyor. 'I love beauty, it's not my fault' diyerek özetliyor durumu :)

Valentino'nun yaşam tarzına da fazlaca tanık oluyorsunuz izlerken. İhtişamlı, ev diyemeyeceğim, şatolar, yatlar, arabalar yaşamının doğal birer parçası! ve her yerde Onunla birlikte olan 5 köpeği de filmin hatırı sayılır oyuncularından :) Bir sahnede kulaklarına pırlanta küpeler takıldığını dahi görebiliyorsunuz! :)

pugs

Belgeselin son kısımlarında Valentino'nun 45. yıl kutlamaları için yapılan hazırlıklar var! Roma'da, Valentino Couture şovun da içimde olduğu, tüm haftasonu sürecek bir kutlama organize ediliyor! Maliyeti 220 Bin Euro'yu bulan!!

Öncelikle aklınıza gelebilecek tüm ünlülerin, tasarımcıların katıldığı bir yemek daveti veriliyor, ertesi gün ise görkemli Couture defilesi ve Collesium'da yapılan kutlama ve şovlar! 2008 İlkbahar/Yaz Haute Couture koleksiyonunun ardından podyuma çıkan, tamamı 'Valentino kırmızısı' elbiseler giymiş mankenler de kutlamaların en can alıcı noktalarından biri!

valentino_spring2008_couture3

Belgesel boyunca çok defa Valentino'ya emekli olup olmayacağı soruluyor, her soruyu kibarlıkla cevaplıyor ama yine de sorular onda gerginlik yaratıyor. Her defasında daha emekli olmayacağını söylüyor ama 45. yıl kutlamalarından kısa bir süre sonra mesleğinin en üst noktasındayken bırakmanın daha iyi olacağına karar veriyor ve emekli oluyor...

Ben çok büyük keyifle izledim, çok sevdim. Siz de buraya kadar sabırla okuduysanız, belgesele ait fragmanı da izlemelisiniz,

Remember Now by Karl Lagerfeld!

Karl Lagerfeld, Remember Now isimli kısa bir film çekti, dün Chanel Cruise 2011 koleksiyon şovu öncesinde yayınlandı. Fragmanı aşağıdaki videodan, filmin kendisini ise buradan izleyebilirsiniz.

Mankenlerin güzelliğine, St Tropez'ye ve son sahnedeki Lagerfeld'e hazırlıklı olun :)


Remember Now by Karl Lagerfeld from Maria Tavares on Vimeo.

Jean Paul Gaultier Defilesinden Bir Gün Önce Neler Olur?


Ünlü dvd setimin dün de Jean Paul Gaultier olanını seyrettim. Kaçıranlar için ünlü tasarımcıların defilelerinden 1 gün önce neler olduğunu anlatıyor! Daha önce Sonia Rykiel'i yazmıştım, buradan okuyabilirsiniz.

Jean Paul Gaultier'in hazırlıkları anlatılan defilesi 2009 Sonbahar Haute Couture defilesi! İlham kaynağı, sinema!

Bir gün öncesi inanılmaz yoğun ve heyecanlı üstelik 6 gün önce erkek koleksiyonu'nun defilesi yapılmış! Tempo öyle böyle değil! :)


Ondan önce biraz Jean Paul Gaultier'den bahsetmek istiyorum,


Gaultier, modayla ilgili herhangi bir eğitim almamış! Yaptığı çizimleri çok genç yaşlarda ünlü modacılara gönderirmiş ve 18 yaşında Pierre Cardin tarafından fark edilip asistan olarak işe başlamış! Daha sonra Jean Patou için de çalıştıktan sonra kendi markasını kurmuş. Uzun yıllar "enfant terrible" yani "bad boy" olarak anılmış! Bunda Madonna için tasarladığı cone bra'nın da etkisi büyük tabii ki :)


Şuanda kendi markası için kadın, erkek hazır giyim ve haute couture koleksiyonları hazırlıyor. Hermes'in de kadın koleksiyonu O'nun elinden çıkıyor!

Gelelim modacının Haute Couture defılesi öncesine! Haute Couture, inanılmaz zahmetli büyük emek ve yetenek isteyen bir alanı modanın. Fransız yasaları tarafından korunan bir marka aynı zamanda! Herşey elle yapılmak zorunda zaten o yüzden fiyatları da bu kadar yüksek. Bir elbise için onlarca kişi saatler harcıyor...

Çekim, defilenin bir gün öncesinin sabahında başlıyor. 45 ayrı kıyafet çıkacak podyuma ve o sabah henüz bir tanesi bile tam olarak bitmiş değil! Ekip harıl harıl çalışıyor. Bu arada Jean Paul Gaultier'nin Paris'te 7 katlı bir binası var ve herşey orada yapılıyor. Atölyeler, ofisler hatta defile bile burada. Üretimle ilgili dışarıdan bir firmayla ise asla çalışılmıyor!

Gaultier tam bir mükemmeliyetçi! Bu arada kendisi hiç çizim yapmazmiş, her zaman kumaşlarla manken üzerinde drape yaparak tasarımlarını ortaya çıkarırmış! Tamamen pullardan ve yer yer timsah derilerinden oluşan bir ceketin son dakikada olduğu gibi puldan olması gerektiğine karar veriyor, tüm timsah derileri sökülerek yerlerine pullar işleniyor ve aşağıdaki ceket ortaya çıkıyor!  

00240m

Marilyn Monroe'dan esinlenerek tasarlanan elbise tamamiyle iş ve 6 kilo ağırlığında! Son gün, mankene kısa geldiği için parça eklenerek bir sürü iş daha yapılması gerekiyor, bu bir kişinin tüm gecesini alıyor! En etkileyici olanı bu kararları alırken Gaultier vizyonunu hiç kaybetmiyor! Hep en iyisi nasıl olacaksa ona karar veriyor, pratiği hesaba katarak asla görüşünü değiştirmiyor! Örneğin toplam 180 saat harcanmış harika bir elbisenin fitting sırasında defileye çıkmayacağına karar verebiliyor!

Defilenin en sonunda çıkacak gelinliğin duvağının havada durmasını istiyor, hiçbir destek olmadan! Arkasından "Bu nasıl olur imkansız" deseler de, O fikrinden vazgeçmiyor :) Sonunda saçla istedği başarılıyor...

Aşağıdaki timsah derilerinden hazırlanmış elbise ise tam bir şaheser, tamamiyle elde hazırlanıyor, biraz dar olduğu için düşündükleri mankenlere olmuyor, bunu giyebilecek manken son anda bulunuyor. Defileyi izlerken bunu gece gündüz hazırlayan kişi gözyaşlarını tutamıyor...

00110m

Önceki gece saat 23:45'te tamamı bitmiş sadece 5 parça var! Defile ise ertesi gün 14:30'da! Gece 12'de hala kumaş kesiliyor. Bu arada Fransa'da üst düzey yöneticiler hariç uzun saatler çalışılması yasak olduğu için 12'de gece ekibi geliyor, gündüz çalışanlarından işleri devralıyor. Gece 2:30'da fitting devam ediyor, Lara Stone da bunun için bu saatte gelenlerden... Atölye'de çalışma hiç bitmiyor yani...

Bu arada sadece düğmelerden sorumlu birisi var mesela "Miss Button" :) Masözler var, arada çalışanlar mola verip masaj yaptırıyorlar! (Bu cidden harika birşey :)

Defile başlama saatinden 1 saat önce 23 kıyafet hala hazır değil, ben izlerken bile karnıma ağrılar girdi ama modacı bu zaman sıkıntısı ve aksilikler içinde her zaman güleryüzlü, esprili ve çalışanlarla iyi ilişkiler içinde... Atölye'nin başındaki kişi bunu şöyle özetliyor. "He is the head, we are the hands!"

Bu defilenin bir kısmını özellikle ünlü yıldızlardan esinlenerek yaptığı tasarımları bu slide şovda topladım, iyi seyirler :)

Sonia Rykiel Defilesi'nden Bir Gün önce Neler Olur?



Paris'ten, 4 modacının defile hazırlıklarını anlatan bir dvd seti aldığımdan bahsetmiştim. Dün Sonia Rykiel olanını büyük bir keyifle seyrettim :)

Zaten bir defilenin hazırlıklarını izlemek oldukça heyecan verici, söz konusu Sonia Rykiel'in 2008'de gerçekleşen ve markanın 40. yılını kutlayan defile olunca bu heyecan daha da katlandı! :)





Sonia Rykiel, tasarım yapmaya hamileyken istediği gibi bir kazak bulamayınca başlıyor. Eşinin Paris'te Laura isimli bir butiği var ve O'nun üreticilerinden birine istediği gibi yapması için sipariş veriyor. Kazak defalarca gidip geldikten sonra, en sonunda Sonia'nın istediği hali alıyor! Çok beğenilince Laura'da satılmaya başlanıyor ve burada dikkat çekip ELLE dergisine kapak oluyor!

Tüm serüven böyle başlamış işte ve 2 sene önce 40. yılını doldurmuş marka. Sonia Rykiel "Knit Queen" olarak anılmış hep ama aslında örgü örmeyi bile bilmezmiş :)


Markanın başında kızı Natalie(solda) var ve herşeye hakim! Sonia Rykiel'in 40. yıl kutlamalarında ise yemekli bir defile organize ediyor, 1000 konuk davet ediyor. Defilenin sonunda da annesine bir sürprizi var. İşte, bu benim en bayıldığım kısım oldu! Oraya gelmeden, defileden bir gün ne karın ağrıları çekiliyor onları anlatmak istiyorum!

Şovdan önceki gün 70 modelin fitting'inin yapılması, 160 kıyafetin elden geçirilmesi gerekiyor! 40. yıl kutlaması olduğu için ekip oldukça kalabalık! Podyuma 100'den fazla tasarım çıkacak! Bu arada saç, makyaj, styling hiçbiri tam olarak netleşmiş değil! Ertesi gün 1000 konuk şovu izleyecek, yemek yiyecek!

Son dakikada 16-18 yaş arası mankenlerin saat 10:00'dan sonra çalışamayacağını öğreniyorlar, bu da 17 manken demek! Defile başlamadan 1 saat önce podyumda kullanılacak ve mankenler çıkınca kaldırılması gereken panjurlarda arıza oluyor, tam bir stres, panik ortamı! Hiçbirşey yetişmiyor, defile 1.5 saat geç başlıyor ama moda tarihine en eğlenceli şovlardan biri olarak girmeyi başarıyor!


Sonia Rykiel'in en önemli özelliklerinden biri podyuma hep gülen, eğlenen mankenler çıkarması! Bu defile de tam bir parti havasında gerçekleşiyor! Sonunda ise Natalie sürprizini gerçekleştiriyor. 30 tane birbirinden ünlü modacının, Sonia Rykiel'in 40. yılı için yaptığı özel tasarımlar podyuma çıkıyor. Ben bunlara bayıldım! Sonia Rykiel'in en karakteristik özellikleri, örme, çizgiler ve kızıl kabarık saçları birçok tasarıma ilham kaynağı olmuş tabii ki!

Sizin için tasarımların bazılarıyla bu slayt şovu hazırladım, iyi seyirler! :) 

DEFİLELERDEN BİR GÜN ÖNCE NELER OLUR? :)


Gördüğünüz gibi Paris'ten sadece kıyafet alışverişi yapmadım! Bu dvd setini de aldım aynı zamanda :)

Sonia Rykiel, Jean Paul Gaultier, Proenza Schouler ve Fendi defılelerinden bir gün öncesini defile anına kadar anlatıyor! Bakalım neler oluyor bu devlerin defileleri başlayana kadar! :) Çok heyecanlı değil mi?

İzleyince size de anlatacağım tabii ki, şimdi biraz heyecanlandırayım istedim :)

MODA İLE İLGİLİ ALTIN SÖZLER!

Başarılı kişiler tarafından söylenmiş sözleri duymayı pek severim! İşte size modayla ilgili olanlardan bir demet!

"Amaç insanları değiştirmek değil, kim olduklarını kıyafetlerle anlatma fırsatı vermek" Dries Van Noten

"Şıklık, üzerinizdeki kıyafetten çok, bir kişilik meselesidir." Jean-Paul Gaultier

"Bir kadın, siyah küçük elbise ile asla fazla veya az şık giyinmiş olmaz." Karl Lagerfeld

"Söylendiği gibi üç bin tane ayakkabım yok, sadece 1060 tane var" Imelda Marcos

"Elbise bir kadının vücudunun hatlarını takip etmeli, vücut elbisenin hatlarını değil." Givenchy

"Sadece çok akıllı kadınlar, sade bir stile sahip olmayı başarabilirler." Stendal

"Tüm dünyada kadınlar benzer bir sebeple giyinir, diğer kadınları rahatsız ermek için." Elsa Schiaparelli

"Stil ve moda arasındaki fark, kalitedir." Giorgio Armani

"Moda, sadece tahammül etmesi çok zor bir çeşit çirkinliktir, bu yüzden her 6 ayda bir değiştirmek zorundayız." Oscar Wilde

"Hayal edebildiğiniz herşey, gerçektir." Pablo Picasso

ve son olarak, :)

BREAKFAST AT TIFFANY'S

Dün akşamki derbi ülkenin yuzde 70'i için heyecan, benim için ise kendime ayıracağım bir akşam demekti!

Ben de güzel bir film izlemeye karar verdim ve seçimimi Breakfast at Tiffany's'den yana yaptım. 1961 yapımı filme, müziklere ve Audrey Hepburn'un stiline tekrar aşık oldum. Moda ve stil aleminde ilk günden bu yana büyük etki yaratan bu filmde sevdiklerimi sizinle de paylaşmak istedim...


Filmin en önemli stil anı olan ilk sahnesi! Holly'nin Tiffany's'in önünde kahvaltısını yaptığı sahne. Holly'e göre Tiffany's öyle mükemmel bir yer ki burada hiçbir kötülük barınamaz :)

Givenchy elbisenin asaletine bakar mısınız? Özellikle sırtı muhteşem, nefes kesici. Bu elbise 2006'da açık artırmada £ 467,200'a satılmış!

Bu arada, Chloe'de bu sezon gözlüklerin neredeyse aynısı var, ilgilenenlere duyurulur...



2006'da Harpers Bazaar kapağını Natalie Portman bu elbiseyle süsledi!


Holly'nin yatarken taktığı uyku gözlükleri, kulak tıpaları bile özel! Bu aksesuarlar birçok alışveriş sitesinde hala satılıyor!


Filmin New York'ta geçiyor olması ve akademi ödüllü Moonriver şarkısı da beni benden alan diğer şeyler!

Holly'nin filmde farkında olmadan bir kadının şapkasını bile tutuşturduğu uzun sigaralığı da ayrı bir olay! Çok zarif ve insanı sigara içmeye teşvik ediyor neredeyse :) Ya da ben sigarayı bırakmış ama unutamamış biri olduğum için ben de böyle bir etki yaratmış olabilir :) Eldivenler de bir o kadar hoş!

Kısa kahküllere de dikkatinizi çekerim, birkaç sene önce yeniden ne kadar popüler olmuştu... Bu topuz modelinin adı da Audrey olabilir sanırım. Zamansız yani hiçbir zaman eskimeyecek , bakmaktan hiç sıkılmayacağınız bir model.


Son olarak, filmin ilk diyaloglarından biri,

"How do I look?"
"I must say I'm amazed" :)

ve Audrey tabii ki tüm film boyunca "amazing" gözükmeye devam ediyor, biz de O'na bayılmaya :)

BURBERRY DENEYİMİ!

Burberry'nin bu videosu web'de birçok sayfada karşıma çıktı. Emma Watson'lı reklamların çekimlerini anlatıyor. Yani artık reklamların bile reklamı yapılıyor. Nasıl çekilmiş neler olmuş, neler düşünmüşler de böyle bir çekim yapmışlar...

Amaç müşteriye tüm deneyimi yaşatmak ve herşeye dahil etmek, markaya yakınlaştırmak... Reklamda Christopher Bailey'nin yer almasını da buna bağlıyorum...



Burberry'nin son yıllarda geçirdiği evrimi hayranlıkla izliyorum. Burberry Sport koleksiyonunu gördüğümde de aynı şeyi düşündüm. Yıllar önceki klasik noktasından çok ileride ama köklerine hala sadık, eski kitlesini kaybetmeden, hitap ettiği yelpazeyi devamlı genişletiyor, günü takip etmekle kalmıyor projeleriyle öncülük ediyor! Art of Trench projesi gibi... Yeni trendin müşterilere deneyim yaşatmak olduğunu çok iyi biliyor ve uyguluyor!

Bu mükemmel dönüşüm için Christopher Bailey'i tekrar tekrar kutlamak gerek...

Nice Burberry deneyimleri yaşamanız dileğiyle :)

SAG AWARDS RED CARPET KRİTİĞİ!

Screen Actor Guild Awards'da giyilen kıyafetleri Golden Globe'a göre kat kat daha iyi buldum! O yüzden biraz daha fazla yer vermeye karar verdim :)



Bu beyaz elbiselerin üçüne de bayıldım! Uzun kollu olup bacak veya sırt dekoltesi olan modellerin çok çekici olduğunu düşünüyorum...



Drew Barrymore'un seçimi herkese kolay kolay yakışmaz ama bence O'na çok yakışmış!

Nicole Kidman'ın fotoğrafını çok zor buldum. Sanki kırmızı halı'da yürümemiş, arka kapıdan girmiş! :) Neyse, Golden Globe'daki seçimini hiç beğenmemiştim bu elbise tek kelimeyle mükemmel olmuş!

Sandra Bullock'ı da farklı ve çok hoş buldum. Kırmızı Halı'da yarım kollu elbise görmeye çok alışık değiliz ama bu hem dikkat çekici hem şık olmuş!



Yukarıdakiler, en kötü bulduğum seçimler!

Anna Paquin, Aman Tanrım, bu ne kalabalık! Elbise, ayakkabılar... bakamıyorum bile!

Tina Fey, bu aralar kendine hiç yakışmayan seçimler yapıyor bence! Bu elbiseyle yaşı en az 5 yıl büyümüş, göğüs dekoltesi de onu kurtaramamış! Üstelik elbise üstüne oturmamış bile!

Penelope'e ne oldu? Tamam siyah sevdiğini biliyoruz ama bu da nerden çıktı?

Şimdi ise sıra en çok beğendiklerimde! :)



Diane Kruger'ın Jason Wu tasarımı elbisesi, rengiyle modeliyle harika!

Lea Michele'in Malandrino elbisesi ise nefes kesici! Biraz daha gülse iyi olurmuş ama elbisenin rengi de kesinlikle ona çok yakışmış!

PROJECT RUNWAY FİNALİ!



Project Runway'i izliyor musunuz bilmiyorum ama ben hiç kaçırmıyorum! Her Salı saat 22:00'de televizyonun başındayım!

Az önce 4. sezonun finalini seyrettim. Şuanda dünyada 5. sezonu yayınlanıyor biliyorum ama ben 4. sezonu zevkle izleyebilmek için ve kimin kazandığını öğrenmemek için sonuna kadar direndim ve bugün finali izleyince gerçekten şaşırdım!

İzleyenler varsa yarışmacıları bilir, ben kesinlikle Rami'nin 1. olmasını bekliyordum. Tasarımları o kadar tarz sahibi, mükemmel ve aynı zamanda da giyilebilir ki her seferinde hayran kaldım kendisine! Fakat Christian kazandı! Onun tasarımları da çok farklı, şık ve genelde abartılı!

Modada her zaman giyilebilir tasarımlar yapmanın önemli olduğu söyleniyor ama sanırım yinede abartıya kaçanlar hiçbir zaman göz ardı edilmiyor. Son bölümün jürisinde Victoria Beckham'ın olmasının da etkisi oldu galiba...

5. sezonun yayınlanmasını sabırsızlıkla bekliyorum :)


MODA KİTAPLIĞIM GENİŞLİYOR!

Kitap okumayı çok severim ve bu konuda inanılmaz maymun iştahlıyım! Bir sürü kitap alıp hepsine aynı anda başlayabilirim :)

Kardeşim ve eşim de bunu bildiklerinden bana çok güzel bir kitap almışlar ismi Stiletto! Stiletto'ların doğduğu günden bu yana çekilmiş fotoğraflar, hikayeler... Elde tutması bile süper bir kitap :)



Bir taraftan daha evde okumadığım birçok kitap varken amazon'a bakmaktan da kendimi çoğu zaman alamıyorum. Bir sonraki siparişim için wishlist'imde bekleyen kitaplar da bunlar,




Moda ile ilgili okuyup beğendiğiniz kitaplar varsa önerilerinizi duymak isterim!

SEX AND THE CITY : THE MOVIE 2 !




Sex and The City The Movie 2'nin cekimleri tam gaz devam ediyor ve hatta dün fragmanı da yayınlandı!

Mayıs 2010'da film vizyona girecek, fragmanı izleyince eminim ilk geldiği ilk gün izlemek isteyeceksiniz!

Bu arada bir ayrıntı daha! Film vizyona girmeden 1 ay önce Candace Bushnell'in yazdığı "The Carrie Diaries" isimli bu kitap piyasaya sürülecek. Kitap Carrie'nin Sex and The City'den önceki hayatını anlatıyor! Şimdiden amazon'dan sipariş vermek de mümkün!

Sex and the City çılgınlıgını uzun süre bitirmeye kimsenin niyeti yok anlaşılan! Benim şikayetim yok :)


DAVID LYNCH & DIOR

Artık reklam dünyasının sınırları bir televizyon reklamı hazırlamaktan veya dergi için çekim yapmaktan çok daha ötede!

Örneğin Dior reklam amaçlı birbirinin devamı kısa filmler çekiyor!

İlk bölümünü Olivier Dahan'ın Dior için çektiği "The Lady Noir Affair"'in devamı "The Lady Rouge" ünlü yönetmen David Lynch tarafından çekilecekmiş! (WWD)

İlkini merak edenleriniz varsa buradan izleyebilir, David Lynch'li bölümü merakla bekliyorum açıkçası...

CHANEL NO 5 VE ISTANBUL!

Chanel No 5'in olduğu kadar İstanbul'un da reklamı bu!

İnsanın canı hem İstanbul'da olmak hem de gidip bir Chanel No 5 almak istiyor bence çok başarılı!


COCO CHANEL CNBC-E'DE!



Shirley Maclaine'in oynadığı Coco Chanel isimli film iki bölüm halinde Cnbc-e'de yayınlanıyor! İlk bölümü bu akşam 22:00'da, ikinci bölüm ise haftaya Perşembe.

Ben bu filmi izleyememiştim o yüzden kaçırmaya niyetim yok!

İlgileniyorsanız siz de kaçırmayın, sevgiler.

FASHION 101


Her gün giydiğimiz, ismini duyduğumuz birçok elbise, ayakkabı çanta...vs. modeli var. Bunları hep görüyoruz, alıp kullanıyoruz ama çoğunun nereden çıktığını pek bilmiyoruz ve aslında hepsinin birer hikayesi var. İşte bu kitap kısa kısa bu hikayeleri anlatıyor... Her zaman hoşuma gitmiştir bu tip şeyleri öğrenmek!

Hani üniversitede her temel dersin kodu 101'dir... Kitabın adı da oradan geliyor.

Yarın yolculukta başlamayı planlıyorum. İçi resim dolu okuması çok keyifli bir kitaba benziyor. Okuduğum ilginç şeyleri tabii ki buradan paylaşacağım...

   Herkese iyi bayramlar, sevgiler :)

JULIE & JULIA



Gecenlerde farkettim, size bu filmden bahsetmeyi unutmuşum!

Ben bu filmi 1 ay kadar önce Prag'ta olduğum sırada izledim, burada oynadı mı oynamadı mı bilmiyorum sanırım onu kaçırdım ama ne yapın edin bulun bu filmi izleyin!

Tüm bloggerların seveceğine eminim özellikle yemek üzerine blog yazanlar bayılabilirler! 2 gerçek hayat hikayesini anlatıyor, Meryl Streep her zamanki gibi harika, oynadığı karakter inanılmaz eğlendirici ve ilham verici! Amy Adams ise sıkı bir blogger! :)

Benim o günkü moduma da çok hitap etmiş olabilir sanırım ama pişman olmayacağınızdan eminim... ;)

1930 YORUMUYLA YIL 2000 MODASI!

Geçenlerde bu videoya rastladım ve sizinle paylaşmak istedim. 1930 yılında çekilmiş ve 2000 yılının modasının neye benzeyeceğini anlatıyor. Ben çok eğlendim zaten 1.5 dakika sürüyor çok uzun değil...

İlginç bir şekilde bir sahnede gösterilen topuklar ne kadar da benziyor şu aralar piyasada olanlara! Teknolojide biraz geri kalmışız yalnız halen vücut ısısını havaya göre ayarlayan kemerimiz yok :)

En sondaki erkek modası gülmekten oturduğunuz yerden düşmenize sebep olabilir bence dikkat edin :)



Related Posts with Thumbnails