THE SEPTEMBER ISSUE




Bugün The September Issue'yu izledim! Hatırlatmak gerekirse Amerikan Vogue dergisinin Eylül sayısının Anna Wintour liderliğinde hazırlanışını anlatan belgesel...

Yapılan moda çekimlerinin arka planını izlemek,Vogue ofislerini yakından görmek, hummalı çalışmalara tanık olmak gerçekten ilham verici! Ama tüm bu işleri yaparken bir de başımızda şu kadın olmasa ne güzel olur ifadesi tüm çalışanların yüzünde rahatlıkla okunuyor. Dalkavukları hariç tabii ki :)

Anna Wintour ile ilgili daha önce hayatını anlatan bir kitap okumuştum  ve burada paylaşmıştım. Bu kitabın üzerine film resmi tamamladı sanki...

Derginin her bir sayfasında neyin yer alıp neyin almayacağına kesinlikle o karar veriyor, diğerlerinin düşünceleri onu ikna etmeye asla yetmiyor. Filmde birçok çalışanı nasıl bozduğunu rahatlıkla görebiliyoruz, herkes birazcık duruma alışmış gibi... Öbür türlü çalışamazlar sanırım orada... :)

Belgeselin ikinci başrol oyuncusu ise Grace Coddington, derginin Yaratıcı Direktörü. Özet bilgi vermek gerekirse moda kariyerine Londra'da manken olarak başlamış, geçirdiği kaza sonucu mankenliği bırakıp İngiliz Vogue'da Jr. Moda Editörü olarak devam etmiş, uzun yıllar İngiliz Vogue'da çalışmış, son 20 yıldan fazladır da Amerikan Vogue'da çalışan tam anlamıyla bir duayen!  Büyük bir kısımda Anna ile anlaşmazlıkları işleniyor ama daha çok Grace'in Anna ile anlaşmazlıkları diyebiliriz. Bir tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış durumu var :) Anna'ya karşı fikirlerini sonuna kadar sabunmaktan korkmayan ten Vogue çalışanı diyebiliriz. Bir şekilde birlikte çalışmaya alışmışlar... Belgeselin sonunda Anna'nın, Grace'in dahi olduğunu söylediği bölüm ise çekişmenin bitiş noktası gibi...

Filmin en güldüren kısmı ise Andre Leon Talley'nin Anna'nın teşvikiyle kilo vermek için tenis oynadığı sahneydi. Boynunda LV plaj havlusu, parmağında kocaman yüzüklerle... :)

Herşey bir yana tarafsız bir şekilde bakıldığında esasında Anna çok ciddiye alarak sadece işini yapıyor! Söylediği birçok şey kabalıktan ziyade çok direk ve net fakat malum ününden dolayı kulağa kötü niyetli geliyor! Karar vermedeki hızı ve hırsı, mükemmeliyetçiliği hayran bırakıyor...

6 yorum:

Styleseeking Zurich dedi ki...

Filmi bende begendim ama beklentilerim sanirim daha yüksekti... Ne bileyim Anna kendini The devil wears prada dan ve özellikle aylar önce yayinlanan söylesisinden sonra kendini daha olumlu gösterir diye düsünüyordum. Kardeslerinin kendisini pek ciddiye almadigini anlatirken, hah simdi aciliyor diye düsündüm, ama gerisi gelmedi maalesef. ve evet andrenin hali neydi öyle teniste.. :)

Nesli

Ully / Style Tricks dedi ki...

Bende aynen kendini olduğundan daha iyi gösterme çabası bekliyordum filmde hatta daha önce burada da yazmıştım ama öyle birşey yoktu kesinlikle bence Anna olduğu gibiydi ve sanırım daha iyi olma veya gözükme gibi de bir endişesi yok...

Ayşe Şakarcan dedi ki...

Eski bir dergici olarak filmi ben de çok merak ediyorum. Özellikle The Devil Wears Prada'yı gördükten sonra çalışma şartları arasındaki uçurum şu meşhur Amerikan Vogue'unun iç yüzüne olan merakımı iyice arttırdı...

Ully / Style Tricks dedi ki...

Sektörün buradaki durumunu çok bilmiyorum ama merak ediyorum açıkçası. İzledikten sonra farkları dinlemek veya okumak isterim sizden :)

umut dedi ki...

Altyazısı elinizde varsa gönderebilir misiniz (=

Ully / Style Tricks dedi ki...

Ben de yok maalesef ama sanirim www.divxplanet.com'dan indirilebilir...

Related Posts with Thumbnails